Çeşme Dalyanköy’de denize nazır bir masada birasını yudumlayan biri, 3. birasından sonra lan niye burası Asya kıtası da karşıdaki ada Avrupa kıtasında, hangi merci neye göre belirliyor bu kıtaları diye sorarsa, karşısında henüz 2. birasını içen zat, Avrupa Birliği’nin riyakarlığı abicim bu, yunanlar hristiyan ya tutuyorlar birbirlerini ondan Kıbrıs’ı bile Avrupa kıtasına dahil ettiler diye başlayacak, hazır yunanistan batmışken bu adalardan ucuz arazileri kapatmak lazım aslında diye geyiği devam ettirecektir.
Ama karşısında ukala bir adamla içiyorsa (hiç çekilmez muhabbeti) abi bu kıtaların isimleri antik yunandan bile öncesine dayanır. Sami dilinde Aşui (Asu) güneşin doğduğu taraf, Ereb de güneşin battığı taraf manasına geliyordu. Fenikelilerden sonra Yunan ada sakinleri de bu kelimelerden türeterek Ege Denizi’ne göre güneşin doğduğu tarafa Asia, battığı tarafa da Evrope demişler. Tüm bu kıtalararası ayrım bu önümüzdeki adalardan başlar, boğazdan geçip karadenize kadar böyle gider diye muhabbeti kitler.
İzmir, Türkiye’nin batısı olabilir ama Ege Denizi’ne göre doğudur. Bundan dolayı da Yunanca Doğu anlamına gelen Anatole kelimesinden türeterek Anatolia (Doğu Diyarı) demişler bu tarafa. Türkler’e Anadolu’nun kapısı açılmasından yaklaşık 6 yüzyıl önce, anatoli, anadoli, anatolikon gibi isimlerle anılıyormuş burası. Hatta Anadolu’nun doğu sınırları hep Fırat nehri olarak kabul edilmiş tarih boyunca, (Malum Fırat’la Dicle arası da Mezopotamya oluyor) ama Cumhuriyetten sonra toptan olduğu gibi Anatolika diyelim madem buralara demişler.
Pekiii,
Cilalı taş devrinden itibaren dolusuyla uygarlığa evsahipliği yapmış bu rum diyarı nam-ı diğer AsyaMinör’ün adı, Türkiye’de ilk Anadolu Lisesi açılmasından 1295 yıl, TRT’de Anadolu’dan Görünüm diye abidik bir program çekilmesinden 1308 sene öncesinden beri hali hazırda Anadolu olarak anılmakta ise;
Niyeeee,
Sosyal Bilgiler 4. sınıf Türkçe ders kitabındaki okuma parçasında Anadolu ismi; ‘kıtlık zamanında savaştan dönen yorgun Türk askerlerinin susuzluğunu bir bakraç ayranla gideren, doldurun taslarınızı gazilerim diyen cömert teyzeye, askerlerin Ana Dolu Ana Dolu diye seslenmesiyle ortaya çıkmıştır’ denilerek körpe beyinler saçma sapan bilgilerle doldurulup sulandırılır?
Açıkçası bu hikaye 9 yaşımda okuduğumda bile anlamsız gelmişti. Şehitlerimizin kanlarına yansıyan hilal ve yıldızdan doğan anlı şanlı al bayrağımız bile daha gerçekçiydi bu efsaneye göre. Taa ki 2011 yılında Kızılcahamam’daki Taşlıca Köyü Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği ile tanışıklığıma kadar…
Önce bu efsaneleriyle ünlü, binlerce yerli turisti beldesine çeken Taşlıca Köyü’ndeki Kırmızı Ebe’nin Ana Dolu hikayesinin dayanağına bakayım dedim, herhangi bir kaynak yok ama köy halkının ağzından asırlardır kuşaktan kuşağa anlatılarak gelen menkıbelere dayanıyormuş.
Daha öncelerden part-time iş olarak; hiçbir atraksiyonu olmayan, birbirinden farksız Anadolu köy ve beldelerine ürettikleri ürüne göre geleneksel maydanoz festivali, uluslar arası doğal keçi boynuzu şenliği şeklinde organizasyonlar, köyden alınırsa taze ve doğaldır/organiktir diye satılan (amcaların gramlarla koyulması gereken ilaçları avuç avuç attıkları) meyve sebzeler satılsın diye kültür evleri, mesire alanları projeleri yapmışlığım vardı. Ama canı sıkılan köylerdeki belde belediyeleri, muhtarlar ve köy kalkındırma derneklerinin talepleri doğrultusunda Taşlıca Köyü’nü gördükten sonra ben de hizmet sektöründe işleri bir nebze ilerlettim.
Artık köylere turist çekmek için, makul ücretlere talep ettikleri her konuda efsane, isterlerse batı isterlerse doğu orijinli mitolojik hikaye, konulu(!) menkıbe, en az 10.000 turist çekme garantili erenli, evliyalı korkulu müjdeli mucizeli hikayeler, birbirinden orijinal hurafeler, altın gömülü defineler, ziyaret edildiğinde romatizma ve astıma iyi gelen mağaralar, kısırlığa %100 çözüm türbeler yılların güvencesi ve deneyimiyle itinayla hazırlanmaktadır. Müşterilerimizin talepleri doğrultusunda köy girişlerine anahtar teslim dilek ağacı, mezar taşı, şekilli kaya, dipsiz hikayeli kuyu, tarihi sütun yerleştirilir.
Sizin köyünüzün geçmişte hiç başarısı, kahramanlığı falan yok mu? Hiç sorun değil, Türk’ün gücünü gösterir savaş hikayelerimizi alanlara yanında köyevinde sergileyebileceğiniz şarapnel parçası, süngü top tüfek de hediye ediyoruz.
Bu da Kırmızı Ebe’nin askerlere ayran dağıtırken kullandığı taşmış.



