Kars’ta Hayat Bilgisi dersini pekiyi ile geçmiş, ‘İlimiz Kars’ kitabını çantasında getirip götürmüş 8 yaşındaki bir öğrenciye, Çocuğum yaşadığın bu şehrin adı nereden geliyor diye sorsanız, “Ohoo bu da soru mu tabiki şehrimiz ismini Kafkas Dağları’nın kuzeyinden gelen Bulgar Türklerinin Karsak oymağından alıyor” diyecektir. (Gürcüce Kariskalaki kelimesinin Kapı Kenti anlamına gelmesi tabii ki tesadüf)
Kaşar kelimesi de Yahudi inancına göre dinen yenilmesi uygun gıdalar anlamına gelen ibranice ‘Kaşer’ kelimesinden türeyerek, yenilmesinde sakınca olmayan peynir anlamına geldiğine göre bu Karsak Boyu Türkleri Kars’ta durduk yere nasıl oldu da tekerlek kaşarı, İsviçre’nin Gruyere Kasabası’ndan adını alan Gravyer Peyniri keşfetti diye merak ederseniz aşağıya yazdım bişeyler. (bana ne kardeşim tarihinden bana eski kaşardan bahset diyenler için; abi çarşıda halit paşa caddesi’nde Büyük Zavotlar var, ordan alıyosun en iyi peyniri, entelektüeller bunu şarapla yiyorlar ama aslında tam bir rakı mezesi. yazının bundan sonraki kısmının pek eski kaşarla alakası yok, afiyet ziyade olsun sana..)
1700’lü yıllarda Çarlık Rusya zamanında Büyük Petro kılık kıyafet ve benzeri birçok alanda ıslahatlar yapar. (detayı için bakınız.) Saratof civarlarında saç sakal bırakmayı seven bir topluluk bu ıslahatlardan pek hoşlanmasa da bir süre idare ederler. Petro bundan sonra haftada en fazla iki gün süt içilecek kuralı da getirince bu topluluk daha fazla dayanamayıp iyice abarttınız artık olur mu öyle şey biz sütümüzü her gün içeriz diye şiddetle karşı çıkarlar ve isyan ederler. Böylece Rusça süt anlamına gelen Moloko’dan türeyerek Molakanlar (Süt içenler) denilen bir Ortodoks tarikatı ortaya çıkar.
Malakanlar, haç gibi ikonları insanoğlunun abartısı olarak görürler ve şekilciliğe karşı çıkarlar. Zaten rahip papaz gibi bir ruhban sınıfının olmadığı eşitlikçi, savaş karşıtı, barışçıl bir toplumdur bunlar. İnançları gereği tanrı tüm savaşçıların elindeki silahları yere düşürmüştür, bundan dolayı ellerine kesinlikle silah almazlar, askerliği insanların zalimliği olarak görür ve askerlik yapmayı topluluk olarak reddederler. Haliyle dönemin Rusya’sında pek sevilmez bu adamlar, işkence ve ızdıraplara maruz kalır. Bu adamcağızlar 18. yy.da topluca Transkafkasya’ya sürgüne gönderilir. Orda da rahat bırakılmayınca bir kısmı özgürlükler ülkesi Amerika, Kanada ve Avustralya’ya göç eder, gidemeyen büyük grup da meşhur 93 Harbi sonrasında 1877’de Kars’ın Arpaçay ilçesine yerleştirilir. (Kars o zamanlar Rus toprağı tabi)
Ziraat, ekme, biçme, değirmencilik, hayvancılık, arıcılık ve peynircilik alanında son derece ileri bir toplum olan bu Süt İçenler tarikatı; barışçı, yardımlaşma ve paylaşımı seven, dürüst, güvenilir ve güleryüzlü yapılarıyla Kars’ta çok sevilen bir topluluk olurlar. Çalışkan bir topluluk olan Malakanlar sermaye birikimi gibi ticari kaygı olmadan sürekli üreten ve ürettiğini eşit olarak paylaşan, sınıfsal farkları olmayan, hatta kadın-erkek eşitliğinin hem evde hem de tarlada hüküm sürdüğü bir toplumdur. Doğayla barışık, çevreci bir yaşam tarzı benimseyen Malakanlar, yaşadıkları köyleri yeşertmişler, Kars’a baharı getirmişlerdir. (Kızlarının güzel olduğunu da söylemeye gerek yok tabi) Bulundukları coğrafyadaki toprakları patates, ayçiçeği, lahana gibi belli başlı ürünlerle ilk kez tanıştıran Malakanlar, bildikleri tüm ileri ziraat tekniklerini komşu köylerle paylaşmış, peynirciliği öğretmiş, kovanlarını paylaşarak arıcılığa özendirmişlerdir. Değirmenden elektrik üretmeyi de hayvanlardan sabun yapmayı da, semaver kültürünü de Malakanlar öğretmiştir.
Tamam peynirin olayını anladım, peki bu adamlar madem bu kadar sevilen bir topluluktu nereye kayboldular? diye sorarsanız; (ne soracam kardeşim, ben gravyerin kilosu kaça diye bakmıştım bu sayfaya diyenlere; gerçek (hilesiz) gravyer seçerken delikleri büyük ve aynı zamanda gözenekleri aynı hizada düzenli olanları seçiyosunuz)
Bolşevik Devrimi Sonrasında Kars 1917’de Türkiye topraklarına geçer. Kazım Karabekir biraz dolanır buralarda ve bunların çevreci, savaş karşıtı, paylaşımcı karakterlerine gıcık olur, bunların komünist olmasından şüphelenir. Gayrimüslimlerin askerlik yapması gibi bir gelenek olmasa da, ordu millet anlayışıyla savaşçı bir toplum olmakla övünen, dünyayı darül-harp olarak gören, her doğan çocuğun asker doğduğu bir coğrafyada şiddete karşı vicdani redçi bir topluluk olmak pek kolay değildir. Nitekim Malakan erkeklerinin 20 Ocak 1921’e kadar Türkiye’yi terk etmemesi durumunda toplu olarak askere alınacağı yönünde TBMM’den kanun çıkar ve Malakanlara gidin buradan emri gelir. Bırakın silah tutmayı, tarla sürdükleri arabalarının silah naklinde kullanılmasına bile karşı çıkan Malakanların barışçı felsefesi bu topraklarda o zamanlarda pek anlaşılamamıştır. (Allahtan aradan 90 yıl geçti de toplum vicdani red felsefesini anlayabildi artık’) Malakanlara yönelik sistematik baskılar artar, köylerine, tarlalarına ve mallarına el koyulur, eziyet, baskı ve yaptırımlar başlar. Bu trajediye dayanamayan 20.000’den fazla Malakan 1922 yılında komşularının hüzünlü vedalarıyla gitmek istemedikleri bu topraklardan geri dönme hayaliyle ayrılmışlardır.
Tabiî ki tekrar geri dönememişler, hatta Türkiye’de son kalan 1500 Malakan da çaresiz bir şekilde 1962 yılında komşularına tekrar geri dönme sözü vererek sabah 07.10’da Kars-Tiflis trenine binerek sessiz sedasız SSCB’ye gitmiştir. Giderken bir çoğu mal varlıklarını satmamış, tekrar geri dönecekleri umuduyla ödünç bırakarak ayrılmıştır. Kars’ta kalan son Malakan Vasili Dölemenci de 2007’de hayatını kaybetmiş ve bu topluluk bu topraklarda hiç yaşamamış gibi unutulmuş ya da unutturulmuştur. Benim en son bildiğim bu adamların mezar taşlarından duvar yapıyorlardı.
(Ben peyniri okucaktım, bana vicdani red kakaladın diyenler için en kısa zamanda hakiki kars peyniri yazısı gelecek)

