Kısa süreliğine başka bir ülkeye gidenleri şu şekilde sınıflandırabiliriz.
1- Seyahat Edenler (Sırt çantası 13-14 kilo ile seyahate çıkıp 15-16 kilo ile geri dönenler)
2- Nakliyeciler (uçakta fazla bagaj ödememek için 30 kiloluk el bagajı hazırlayıp 4 parça bavulu havaalanlarında taşırken heba olanlar) 2. gruptaki nakliyeciler gittikleri yer neresi olursa olsun sürekli olarak gittikleri yerdeki fiyatların daha ucuz ya da ordaki ürünlerin daha kaliteli olduğunu düşünürler. Bunlar Fransa’ya gidip burdaki ürünler daha kaliteli diye Denizli’den gönderilen dockers pantalonları alıp geri getirirler, Rusya’ya gidip buradaki pantalonlar Türkiye’ye göre daha ucuzmuş diye 5-10 tane de ordan alır gelirler. Fırsatçılık hastalığına yakalanan bu tiplerin, sürekli birşeyleri kaçırıyorum buraya geldim alışveriş yapmalıyım diye düşünmekten beyinlerinin bir kısmı işlevsiz kalır. Beynin kalan kısmı ise sürekli hesap makinesi olarak çalışıp yerel kurları dolara doları da TL’ye çevirip Türkiye’ye göre daha ucuz olup olmadığını anlamaya çalışmaktan seyahatin 2. gününde beyinsel aktiviteler sona erer. Bu aşamadaki bir adama bunu kendi ülkende X liraya alırsın burada X-1 lira diyerek üzerinde Made in China olan ilgili ilgisiz işine yaramayacak herşeyi satabilirsiniz.
Bu kişiler genelde satın alma gücü paritesinden habersiz olarak tamamen alışverişe odaklandıkları için en fazla kazığı yiyip dolandırılıp dönenler de bunlar olur. Beyin şartlanmış bir şekilde herşeyi TL’ye çevirir ve TL üzerinden düşünür. Bu bir Amerikalı’nın İstanbul’da kıytırık bi bar’da 2 biraya 40 dolar ödeyip, aa iyiymiş Amerika’da olsam 50 dolar öderdim diyerek sevinmesi ile aynı durumdur.
İktisatçılar bir ülkedeki gerçek refah durumunu ölçerken satın alma gücü paritesini (Power Purchasing Parity – PPP) kullanırlar. Bir ülkede profesör 100 dolar maaş alırken, o ülkedeki min. standartlarda yaşamak çok daha ucuzsa o kişinin refah durumu Amerika’da 1000 dolara çalışan birisinden daha iyi olabilir. Dolayısıyla fiyatları kendi ülkenizin kuruna çevirerek ucuz olup olmadığına karar vermek reelde bir yanılgıdır. İstanbul’dan Kahire’ye giden birisi için şehrin bir ucundan diğer ucuna 10 Dolar’a gitmek gayet makul ve cazip görünürken, taksicinin aylık kazancının 80 dolar, benzinin de 10 cent olduğu gerçeğiyle düşündüğünüzde 10 Dolar’a aslında hayatınızın kazığını yemiş olabilirsiniz. Peki ben paramın o ülkedeki gerçek değerini nereden bilecem oturup tek tek bütün pariteleri mi hesaplıcam derseniz bunun kolay bir yöntemi vardır, McDonalds…
Gittiğiniz ülkede bir McDonalds’a gidersiniz ve Big Mac’in fiyatına bakarsınız. (Dikkat edin menü değil, tekli big mac olması lazım) Sonra fiyatını kendi ülkenizdeki big mac ile karşılaştırır ve 2 ülke arasındaki pariteyi bulursunuz. Kendi ülkenizde aylık maaşınızla 250 big mac alabiliyorken, seyahat ettiğiniz ülkede 500 big mac alabiliyorsanız cebinizdeki paranın değerini daha net kestirebilirsiniz. (Big Mac Norveç’te 5.79 Dolar’ken Malezya’da 1.70 Dolar ve Türkiye’de de 3.13 Dolar’mış)
Hatta The Economist yıllardır Big Mac index yayınlayarak Big Mac fiyatları üzerinden ülkeler arası satın alma gücü paritesini ve kurun dolara karşı fazla ya da eksik değerli olmasının analizini yapmakta. (Big Mac Index)

başka birşeyden bahsedecektim ben aslında ama neyse uzun bir yazı oldu, nakliyeci olarak seyahat edenlere biraz daha saydıracaktım…

3. bavul içinde bavulla seyahate çıkanlar: kendi potansiyellerinin farkında olup yapılacak alışverişler için yanında fazladan boş bavul götürenler de var. tek bavul ~20 kg gidip önce onu 32′ye tamamlar sonra da diğer bavula el atar. Gururla söylemeliyim ki ben de bu gruptanım!
Daha ucuz diye Mısır’dan kocaman nargileyi (Tophanedekilerin aynısı) yanında taşıyarak getiren kim? Ne diye millete laf ediyon
iktisat tarihinde “parite” diye bir amca var bilginize :))